Varank, Türkiye Makina Federasyonu (MAKFED) tarafından düzenlenen “Makine Zirvesi 2022”nin açılışında yaptığı konuşmada, makine sektörü için kritik öneme sahip olan yeşil ve dijital dönüşüm konularının tartışılacağı bu zirvenin sanayi ve Türkiye için hayırlara vesile olmasını diledi.

İklim değişikliği, salgın ve ardından gelen savaş şartları sebebiyle dünya ekonomilerinin zorlu sınavlardan geçtiğini ifade eden Bakan Varank, şunları kaydetti:

“Biz de elbette küresel düzeyde yaşanan olumsuzluklardan etkileniyoruz. Buna rağmen sanayimiz öncülüğünde kaydettiğimiz başarılar da bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Ekonomilerin küçüldüğü ya da yerinde saydığı 2020 ve 2021 yıllarında Türkiye, gösterdiği büyüme performanslarıyla OECD ve AB ülkeleri arasında ilk sıralarda yer aldı.

Bu yılın ilk çeyreğindeki yüzde 7,3’lük büyüme de bu serinin rastlantı olmadığını ispatladı. Global tedarik zincirlerinin koptuğu bir dönemde, güçlü sanayimiz önemli işlere imza atarak Türkiye’nin alternatif bir üretim üssü olabileceğini tüm dünyaya gösterdi.

Bunun en somut göstergesi de her ay yeni rekorlar kıran ihracatımız. 12 aylık ihracatımız 242 milyar doları aştı. Elbette bu başarıdaki aslan paylarından biri de makine sektörümüze ait.”

Varank, Türkiye’nin dünya ekonomisinden aldığı payların yıllar içerisinde farklılık gösterdiğini anlatarak, “Ama ihracattan aldığımız paylara baktığımızda da son 20 yılda bu payın sürekli şekilde büyüdüğünü görebiliyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Çok geniş bir ürün yelpazesine sahip olan makine sektörünün, imalat sanayisinde kilit konumda olduğunu, 18 bin 300 firma ile faaliyet gösteren sektörün, 23 milyar doları aşan performansıyla 2021 yılında en fazla ihracat yapan sektörlerden biri olduğunu anımsatan Varank, sözlerini şöyle sürdürdü:

“2022 yılında bu rakamın 27 milyar dolara ulaşacağını öngörüyoruz. Ancak şu öz eleştiriyi de yapabilmemiz lazım; Yüksek ihracatın yanında, makine sektöründe 35 milyar doları bulan bir ithalat var. Bu durum bizler için ciddi bir bağımlılık oluşturuyor, gerçekten ekonomimiz üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor.

Bizim üreterek ihracat yapma mecburiyetimizin altını çizmemiz lazım. Doğal kaynaklar bakımından zengin bir ülke değiliz. Keşke bizim de petrolümüz, doğal gazımız, en azından bize yetecek kadar olsaydı, biz bu cari açığı enerji sebebiyle vermeseydik.”

Varank, Karadeniz’deki gaz keşfinin ülkeyi farklı bir noktaya taşıyabileceğini görebildiklerini aktararak, sahada yapılan çalışmaların tamamının makineler ile ilişkili olduğunu, bu konuda dışa bağımlılığın bulunduğunu, yeni ekonomi politikaları ve ülkedeki girişimci ruhu sayesinde, bu sorunların aşılacağına inandıklarını, Milli Teknoloji Hamlesi vizyonuyla yoldaki taşları birer birer kaldırdıklarını dile getirdi.

“Üretimde Yapısal Dönüşüm Çağrısı makine sektöründeki firmalarımızın yoğun ilgi gösterdiği çağrı oldu”

Bakan Varank, makine sektörünün kilit konumda olduğuna, buradaki üretimin büyük bölümünün diğer sektörlerde girdi olarak kullanıldığına işaret ederek, gıda, tekstil, mobilya, otomotiv, tarım, inşaat, nakliye, kimya, uzay-havacılık ve savunma sanayisi gibi sektörleri doğrudan etkilediğini, bu açıdan bakınca makine sektörü için reel ekonominin lokomotifi denilebileceğini söyledi.

Yüksek teknolojili yapısı da göz önünde bulundurulduğunda makine sektöründe sağlanacak olumlu ilerlemelerin ekonomi üzerinde devrim niteliğinde etki oluşturma potansiyeline sahip olduğunu vurgulayan Varank, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu nedenle makineyi, sanayi stratejimizdeki öncelikli sektörlerinden biri olarak belirledik. İthal ettiğimiz kritik ürünlerin Türkiye’de üretilmesi için büyük bir atılım içerisindeyiz. Bu bağlamda Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı’na makine sektörü ile başladık. Makine sektörü Çağrısı kapsamında 20 projeye 2 milyar liralık destek kararı aldık.

Bu projelerin hepsi stratejik öneme sahip ürünlerin Türkiye’de üretilmesini hedefliyor. Servo motorlar, CNC tezgâhlar gibi ithal edilen birçok ürün artık yerli ve milli imkânlarla bu program sayesinde Türkiye’de üretiliyor. Yine, hamle programının bir diğer ayağı olan Üretimde Yapısal Dönüşüm Çağrısı da makine sektöründeki firmalarımızın yoğun ilgi gösterdiği bir çağrı oldu.

Sektör temsilcileri buradayken bir müjde vermek isterim. Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı’nın Üretimde Yapısal Dönüşüm Çağrısı değerlendirme sonuçlarını yarın açıklayacağız. Şimdiden hayırlı uğurlu olsun.”

“Avrupa Yeşil Mutabakatına uyumla ilgili gerekli hazırlıkları sürdürüyoruz”

Varank, sanayinin bel kemiği olan OSB’lerden 6 tanesinin Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi olarak hizmet verdiğini aktararak, yatırımın ve üretimin merkezi olan bu bölgelerdeki parsellerin hepsi üretime geçtiğinde yaklaşık 50 bin kişiye Türkiye’de istihdam imkânı oluşturulacağını söyledi.

2012’den bu yana makine imalatına yönelik 5 binin üzerinde yatırım teşvik belgesi düzenlediklerini, bu sayede yatırımcılara çok cazip avantajlar sunduklarını anlatan Varank, “Elbette yatırımların yanında, inovasyon kültürünün de makine sektörünün gelişimi için önemli bir etken olduğunun farkındayız.

İşletmelerimizin AR-GE ve yenilik faaliyetlerini destekleyecek etkili programlar uyguluyoruz. TÜBİTAK ve KOSGEB aracılığıyla makine sektörüne sunduğumuz AR-GE, yenilik ve dijital dönüşüm odaklı desteklerin tutarı 1,5 milyar lirayı geçti. Önümüzdeki dönemde bu destekleri artırarak devam ettireceğiz.” dedi.

Sektör temsilcilerine hitaben Bakan Varank, “Siz yeter ki yatırım yapın, üretim yapın, istihdam sağlayın. Biz her daim yanınızda olmaya devam edeceğiz. Hep birlikte ülkemizi en büyük makine üreticisi ve ihracatçısı ülkelerden biri yapmakta kararlıyız. Biz buna yürekten inanıyoruz.” diye konuştu.

Varank, ölçek ekonomisi oluşturulmak isteniyorsa bir araya gelmenin başarılması gerektiğine dikkati çekerek, sektörün iş birliği içinde çalışmasının önemini vurguladı.

Bakan Mustafa Varank, hem makine sektörünün hem de tüm sanayinin gelecek dönemde rekabetçiliğini belirleyecek konulardan birinin de yeşil dönüşüm olduğuna dikkati çekerek, kalkınma açısından ekonomik büyümenin artık tek başına yeterli olmadığını, bu büyümenin sürdürülebilir ve çevreye saygılı olmasının kalkınma açısından en önemli kriter konumunda bulunduğunu dile getirdi.

Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat kapsamında uygulamayı planladığı sınırda karbon düzenlemesinin de bunu öngördüğünü anlatan Varank, şunları kaydetti:

“Aslında AB şunu diyor; üretirken doğada karbon izi bırakıyorsanız, AB ülkeleri sizden yapacağı tedarike ekstra vergiler getirecek ya da sizden tedariki tamamen kesecek. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemin kazananları, yenilikçi yöntem ve teknolojilerle ekonomisinde yeşil kalkınma devrimini başaran ülkeler olacak.

Biz de zaten iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki kararlılığımızı Paris İklim Anlaşmasını imzalayarak gösterdik. Benzer şekilde, Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyumla ilgili gerekli tüm hazırlıklarımızı kamu tarafı, bakanlıklar olarak sürdürüyoruz. Yatırım, üretim ve istihdam politikalarımızda köklü değişikliklere yol açacak bu dönüşümü, ekonomik kalkınmamıza uygun bir şekilde başaracağız.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak da bu süreci doğru şekilde yönetmek, fırsatları değerlendirerek ülkemizi daha rekabetçi konumunu daha üst sıralara taşımak için bizim üzerimize düşen ne varsa yerine getirmekte kararlıyız. Şu anda sektörlerle, paydaşlarla iş birliği içerisinde uygulamasını gerçekleştiriyoruz.”

“(Program ve desteklerin tanıtılması) STK’lara önemli görev düşüyor”

Varank, yakın zamanda KOSGEB aracılığıyla KOBİ Enerji Verimliliği Destek Programını başlattıklarını anımsatarak, “Bu programla, işletmelerin yetkilendirilmiş kişilere yaptıracakları enerji etüdü maliyetlerini biz KOSGEB olarak üstleniyoruz. Bununla da kalmayıp, KOBİ’lerimizin etüt sonucunda önerilen değişiklikleri hayata geçirmeleri durumunda buradaki giderlerinin bir kısmını da yine biz karşılayabiliyoruz.

Yine aynı şekilde, işletmelerin ellerindeki verimsiz elektrik motorlarını verimlileri ile değiştirmeleri için 100 bin liraya kadar, verimlilik artırıcı giderleri içinse 400 bin liraya kadar KOSGEB ile maddi destek veriyoruz.” diye konuştu.

“Biraz da kendimizi eleştirmemiz lazım.” diyen Bakan Varank, “Ben bu programlara baktığımda arkadaşlarımızın bu programların duyurularıyla ilgili, işletmelerimize tanıtımıyla ilgili yeterli sonucu alamadıklarını görüyorum. Bu kamunun hantallığından, orada çalışan arkadaşlarımızın iş yapış şeklinden kaynaklanabilir ama burada özellikle STK’lara önemli görev düşüyor. Eğer biz verimlilik artırıcı bu kadar güzel uygulamalar yapıyorsak bunları bizim işletmelere, firmalara tanıtabilmemiz lazım.” şeklinde konuştu.

Varank, bu destekleri STK’larla beraber de verebileceklerini, revize edilmesi gereken alanlar varsa sahadaki uygulamalarla beraber revize edebileceklerini belirterek, “Ama biz desteği ortaya koyup bu destekten faydalanan işletme görmediğimizde gerçekten üzülüyoruz. Burada verdiğimiz desteklerin güzel neticeler alabileceklerini biliyoruz. Bu manada sizlerle çalışmak istiyoruz.” dedi.

Bakan Varank’tan lisanssız rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımı daveti

Bakan Mustafa Varank, sanayinin kalbi konumundaki organize sanayi bölgeleri ile ilgili çalışmalara değinerek, “Buraların Yeşil OSB’lere dönüşümünü hızlandıracak altyapı yatırımlarını desteklemek üzere Dünya Bankası ile bir kredi anlaşması yaptık. Dünya Bankası’ndan temin ettiğimiz 300 milyon dolarlık krediyi OSB’lerimizin kullanımına açtık.

Bu sayede OSB’lerimiz, gerekli altyapı yatırımlarını yaparak, suyun geri kazanıldığı, yenilenebilir enerjinin daha fazla kullanıldığı, daha az karbon izi bırakan daha sürdürülebilir sanayi alanlarına dönüşecek.” diye konuştu.

Yeşil büyüme stratejisinin önemli bir parçası olarak elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarını daha fazla ön plana çıkmasını istediklerini vurgulayan Varank, şunları kaydetti:

“Lisanssız rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımları şimdiye kadar sadece KDV istisnasından ve gümrük vergisi muafiyetinden faydalanıyordu. Yakın zamanda Cumhurbaşkanımızın kararı ile bu destekleri bir üst noktaya taşıdık. Güneş ve rüzgâr enerjisinden elektrik üretilmesine yönelik lisanssız yatırımlar nerede yapılırsa yapılsın, İstanbul’da da yapılsa artık en az 4’üncü bölge desteklerinden faydalanabilecek.

Firmalarımız, enerji maliyetlerini düşürerek rekabet güçlerini daha da artırmalarına imkân sağlayacak bu uygulamadan faydalanmalarını gerçekten önemsiyoruz. İkinci ayın sonunda biz bunu başlattık. Bugüne kadar geldiğimiz noktada yaklaşık 800 megavatlık lisanssız üretim için bize başvuru oldu ama güneşimiz, rüzgarımız bol, enerji maliyetleri ortada bütün firmalarımız mutlaka bu desteğe başvursunlar.

Bugün geldiğimiz noktada bunların geri ödeme süreleri 2,5 seneye kadar inmiş durumda. Bir yatırım yapacaksınız 2,5 senede geri alacaksınız, herhalde ticaret anlamında da ciddi bir avantajdan bahsediyoruz.”

“Dünyadaki karbon salımının yarısını sadece bir ülke gerçekleştiriyor”

Varank, yeşil dönüşüm, Avrupa Yeşil Mutabakatı, çevreci üretim hususunun dünyanın geleceği ve sürdürülebilirliği açısından önemli olduğunu aktararak, “Biz zaten geleneksel anlamda da kendi medeniyetsel değerlerimiz anlamında da bu hususlara saygı göstermek mecburiyetindeyiz. Ama bunun her zaman bir koruma mekanizması olduğunun da farkında olacağız. AB yeşile öncülük ediyor ama burada kendi ekonomisini ve sanayisini korumak istediği gerçeğini de gözardı etmeyeceğiz.” dedi.

Toplantıya katılan AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut’a atfen Varank, “Sayın büyükelçi kusura bakmasın. Ama gerçekten burada yapılan işlerde bizim bir adım önde olmamız gerekiyor. TSE ile birlikte standartların belirlenmesi sürecinde bir adım önde olmamız gerekiyor. Bu alanlarda ne kadar çok teknoloji üretebilirsek, ne kadar çok yeni, inovatif işler ortaya çıkarabilirsek bir adım önde olduğumuzu bilmemiz gerekiyor.” diye konuştu.

Dünyadaki karbon salımının yarısını sadece bir ülkenin gerçekleştirdiğini vurgulayan Varank, “O ülkedeki Avrupa yatırımlarına baktığımızda sadece Almanya’nın 200 milyar avrodan fazla o ülkede yatırımları var. Dolayısıyla burada karbon izi önemli ama korumacılığı da mutlaka aklımızın bir köşesinde tutarak adımları atmamız, rekabetçiliğimizi bu manada korumamız gerekiyor.” dedi.

Varank, makine sektörünün sahip olduğu teknoloji ve yenilik potansiyeli sayesinde ekonomiler üzerinde gerçekten yıkıcı etkiyi oluşturabilme yeteneğine sahip olduğunu ifade ederek şu yorumda bulundu:

“Sektör, ileri-geri bağlantıları nedeniyle sanayimiz açısından çok kritik konumda. Ana ve yan sanayi geliştikçe, peşi sıra pek çok sektörü de besleyen bir yapıdan bahsediyoruz. Dolayısıyla, yapılan 1 birim yatırım ekonomiye misliyle katma değer olarak geri dönüyor. Yeşil ve dijital dönüşüme yönelik çalışmalar, sektöre büyük katkılar sunacak ve önümüzdeki dönemde rekabetçiliğimizi çok daha ileri noktalara taşıyacak.

Ben bu vesileyle tüm firmalarımızı bakanlığımızla sıkı dirsek teması içinde olmaya ve bakanlığımızın desteklerinden azami istifade etmeye davet ediyorum. Gelin hep beraber makine sektörünü hak ettiği seviyeye taşıyalım. Makine sektörünün global anlamda ben bir marka olduğuna inanıyorum ama tercih edilen bir marka haline getirelim.”

Türkiye’nin tekstilde çok güçlü olduğunu, ama tekstil makinelerine bakıldığında belki de en gerideki alanlardan biri olduğunu anlatan Varank, bu alana iş birliği sayesinde yoğunlaşılacağını, eksik kısımları güçlendirerek, Türkiye’nin makinede marka değerinin en üst seviyelere taşınacağını vurguladı.

Kaynak: TRT Haber